Şehabeddin Sühreverdi
İsim:
Şehabeddin Sühreverdi
Yaşadığı Yer:
Doğum Tarihi:
Doğum Yeri:
Eğitim:
E-Posta:
Web:
Hakkında
Şeyh İşrak, Şeyh Maktul, Şeyh Şehid ve Şehab-ı Maktul lâkaplarıyla tanınan Ebu'l-Fütuh Şeyh Şahabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek Sühreverdi hicri 549'da İran'ın Zencan vilayetine bağlı Ebher ilçesinin Sühreverd köyünde dünyaya geldi.

Sühreverdi, ilk eğitimini kendi köyünde tamamladı. Daha sonra, felsefeye, özellikle İbni Sina'nın görüşlerine şiddetle karşı çıkacak olan Fahruddin-i Razi ile birlikte, o dönemde İran'ın ilim merkezi konumunda olan Merağe şehrine giderek Şeyh Mecdüddin-i Ceyli'den hikmet ve fıkıh usûlü dersleri aldı.

Merağe'de bir müddet kaldıktan sonra ilim tahsilini tamamlamak üzere İsfahan şehrine gitti. Orada Zahiruddin Kari veya Zahiruddin El Farsi namıyla meşhur bir mantıkçının yanında İbnu Sahlan es-Sevî’nin Beşâir adlı eserini okudu.

Sühreverdi’nin Merağe ve İsfahan'daki bu iki hocası dışında elbette başka hocaları da olmuştur ama maalesef bunların kim oldukları hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz.

Sühreverdi, Merağe ve İsfahan şehirlerinde felsefe, mantık, fıkıh, hadis, tefsir ve edebiyat başta olmak üzere, o dönemde medreselerde okutulan bütün dersleri okudu. Eserlerinden onun matematik, astronomi ve ulum-ı garibe denilen ilimlerden de haberdar olduğu anlaşılmaktadır.

Sühreverdi, İsfahan'da bulunduğu dönemde sufilerle tanışmış, Beyazid Bestami ve Hallacı Mansur gibi ariflerin etkisinde kalmıştır. Büyük bir ihtimalle yine bu dönemde, Antik İran felsefesi veya kendi deyimiyle Husrovani hikmetin temel esaslarıyla tanışmıştır.

Sühreverdi, İsfahan'da ilim tahsilini bitirip sufilerle tanıştıktan sonra uzun seferlere çıktı. Anadolu ve Suriye'ye gitti. Uzun bir zaman Diyarbakır, Miyafarkin (Silvan), Hani ve Mardin şehirlerinde kaldıktan sonra Konya ve Sivas'a gidip Sultan II. Kılıçarslan'ın oğulları Berkyaruk, Melikşah ve Süleyman'a ders verdi. Sonra tekrar Diyarbakır'a döndü, oradan da Suriye'ye giderek Selahattin Eyyubi’nin oğlu ve Halep şehrinin hakimi Melik Zahir’in isteği üzere, şehid olacağı güne kadar Halep'te kaldı.

Sühreverdi, bu zaman zarfında nefsini terbiye etmeyi esas alarak zamanının çoğunu itikaf, ibadet ve teamülle geçirmiş, kendisini çetin riyazetlere adamıştır.

Sühreverdi’nin Halep şehrinin ulemasıyla olan ilmi tartışmaları Melik Zahir’in kulağına gittiği zaman Sühreverdi’yi şehrin önde gelen âlimlerinin katıldığı bir münazaraya davet etti. Melik Zahir bu münazara sırasında Sühreverdi’nin düşüncelerinden çok etkilendi ve kendisine, Halep'te kalıp ders vermesi için gerekli ortamı hazırladı.

Melik Zahir'in Sühreverdi’yi sevip kollaması, her gün kendisiyle görüşmesi ve Sühreverdi’nin kimseden korkmadan açık sözlülükle bildiklerini anlatması şehir ulemasının rahatsızlığına neden oldu. Sühreverdi’yi Melik Zahir’e şikâyet etmekle bir fayda elde edemeyeceklerini bildiklerinden, altında mühürlerinin olduğu şikâyetnameyi Selahattin Eyyubi’ye gönderdiler. Haçlılarla savaş halinde olan Selahattin Eyyubi, ulemanın desteğinden mahrum kalmamak için oğluna Sühreverdi’yi öldürmesi emrini verdi. Melik Zahir, babasını bu karardan vazgeçirmek istediyse de başarılı olamadı, sonunda istemeyerek de olsa babasının emrini yerine getirmek zorunda kaldı.

Melik Zahir, tahta oturduğu zaman Sühreverdi’yi çekemeyip Selahattin Eyyubi’ye şikâyet ederek öldürülmesine sebep olan âlimlerden bazılarını öldürdü, bazılarının da mallarına el koyup zindana attı.

Sühreverdi’nin hangi tarihte şehadet makamına ulaştığına dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazıları onun hicri 586'da, bazıları da 588'de öldürüldüğünü söylemişlerdir ama 587 tarihi ilim âleminde daha çok kabul görmüştür.

Sühreverdi’nin nasıl şehid edildiği hakkında da kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazıları onun kılıçla, bazıları boğularak, bazıları da aç bırakılarak öldürüldüğünü söylemişlerdir. Öğrencisi Şehrzuri’nin, Sühreverdi’nin hayatını kaleme aldığı yazının son kısmında onun şu cümlesini nakletmektedir: "Her şeyin kaynağı olan Allah’a kavuşmam için beni bir evde hapsedin, yiyecek ve içecek vermeyin." Buradan, Sühreverdi’nin Melik Zahir'den hakkında verilen ölüm hükmünü bu şekilde uygulamasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Melik Zahir'in de bu isteği kabul ettiği rivayet edilmektedir.

Sühreverdi’nin Yöntemi

Aristo'nun ve Eflatun'un farklı felsefi yöntemlere sahip olmaları ve aralarındaki ihtilaf, filozoflar arasında iki büyük ekolün meydana gelmesine sebep oldu. Eflatun İşrakî keşf ve şuhûdu benimsediği için sonraları taraftarlarına İşrakî hekimler denildi ama Aristo, üstadının tersine, taraftarlarını felsefî istidlal ve burhanı yöntem olarak kullanmaya sevk etti.

Aristo'nun kurmuş olduğu akıl ve istidlale dayanan Meşşaî felsefesi kısa bir zamanda yayıldı ve birçok yerde Eflatun'un kullandığı İşrakî yöntemin yerini aldı. Böylece miladi yedinci yüzyıla kadar Aristo yöntemi ve Meşşaî felsefesi resmi felsefe olarak kabul gördü.

Bu arada bazı hekimler, miladi üçüncü yüzyılda, bu iki ekolü birbirine yakınlaştırmaya çalıştılar. Bu çabalar sonunda, Yeni Eflatuncular diye bilinen yeni bir felsefî ekol meydana geldi.

Bu iki felsefî yöntem, tercümeler sayesinde İslâm dünyasında da etkisini göstermeye başladı. Meşşaî felsefe yöntemi İslâm dünyasına girdiği günden itibaren taraftar bulurken, keşf ve şuhûda dayanan İşrakî yöntem, sistematik olarak ancak Sühreverdi’nin ortaya çıkmasıyla filozofların ilgisini çekmeye başladı.

Aristocu felsefenin karşısında yer alan ve asıl itibariyle ilham ve sezgiye dayanan İşrakî felsefe; Gazali, Fahreddin Razi gibi âlimlerin her şeyi akıl ile çözeceğini savunan Meşşaî felsefesiyle mücadele ettikleri ve İslâm dünyasında felsefenin neredeyse bitmek üzere olduğu bir ortamda kendisine yer bulmuştur.

Sühreverdi’nin yaşadığı döneme kadar İslâm dünyasında salt akılcı Meşşaî felsefenin karşısında yer alan ve hakikate ulaşmanın kalpten başka yolu olmadığını savunan tasavvufçu yöntem de vardı.

Molla Abdulrezzak, Gevher-i Murad adlı eserinde bu iki yöntemin özellikleri için diyor ki: "İnsanın Allah’a ulaşması için iki yol vardır. Biri zahirî yoldur, diğeri de bâtınî yoldur. İnsan bâtınî yolla Allah’a ulaşabilir ve zahirî yolla da Allah'ı tanıyabilir... Zahirî yol istidlal yoludur; bu yol ve yöntem, keşf ve şuhûd yolundan mukaddemdir. Zira menzilin olduğunu bilmeyen menzil istemez.."

Sühreverdi İslâm dünyasında var olan ve bugün de etkilerini bir şekilde devam ettiren bu iki yöntemi de mutlak surette alıp benimsemedi; onları birleştirip yeni bir yöntem ortaya çıkardı. O, hakikat talibinin akıldan ruha ve ruhtan enbiyaların ilahi mekteplerine doğru bir seyir izlemesi gerektiğini belirtti. Sühreverdi, El Meş'ari adlı kitabında diyor ki: "Hikmetin ilk adımı maddiyattan yüz çevirmek, ikinci adımı ilahi nurları müşahede etmek ve son adımı da sonsuzluktur."

Sühreverdi felsefî algılamaların mukaşefe esasınca bina edilmesi gerektiğine inanıyor ve öğrencilerini Meşşaî düşünceyle başlayan bir terbiyeden geçirip İşrakî düşünce merhalesine ulaştırmak için çabalıyordu. Bu yüzden, Meşşaî felsefe esasınca yazılmış eserleri olan Meşair ve Mutahirat kitaplarının, Hikmeti İşrak kitabından önce okunması gerektiğine inanıyordu.

Meşşaî felsefe her şeyin akıl yürütmeyle çözüleceği anlayışını savunurken, sezgi ve ilhama değer yükleyen İşraki felsefe, iç aydınlanmanın meselelerin çözümünde önemli olduğunu savunmuştur. İşraki felsefede ana dayanak, irrasyonel sezgi-ilhamdır. Ona göre, bir üst âlemde de yazılı olan bütün varlık ve hadiseleri sırf akıl yürütme yoluyla kavramak imkânsızdır. Mükâşefe, bu kavramanın tek yoludur. Mükâşefe, nurlar âleminden insanın kalbine inen bir nurdur. İnsan bu sayede akılla kavranamayacak şeyleri kavrar. Mükâşefe ehli, ruhlarını ve kalplerini şeffaflaştırdıkça mana âleminden feyzlenmeye başlarlar. Bunun sonucu, yüksek vecd ve işraka kavuşan ruhtur.

İslâm dünyasında Sühreverdi'den başka irfanî ve Meşşaî yöntemi birleştiren ve bu iki yöntem arasında orta yolu benimseyen insanlar da vardır ama Sühreverdi’yi başkalarından ayıran en önemli özellik, onun her şeyden önce konuları irfanî ve İşrakî keşf ve şuhudla algıladıktan sonra bunlara aklî delil getirmesidir.

İşrak Felsefesinin Kaynakları

Hiçbir felsefî ekol kendisinden önceki felsefî mektep ve düşüncelerden bağımsız ve tarihî zeminleri olmadan ortaya çıkmamıştır. Bu, Sühreverdi’nin kurmuş olduğu İşrak ekolü için de geçerlidir.

Şüphesiz Sühreverdi’nin ilk kaynağı, onu İbni Sina, Farabi, Kindi, Gazali ve kendisinden önceki diğer filozoflarla tanıştıran üstadlarıdır. O aynı şekilde, Eş'arî ve Mutezile mütekellimleriyle ve altıncı yüzyıla kadar gözle görünür bir gelişim gösteren ve birçok taraftar bulan tasavvuf ve irfanla da üstadlarının yol göstericilikleri sayesinde tanışmıştır.

Sühreverdi her şeyden önce, Müslüman bir filozof unvanıyla, Kur'an-ı Kerim başta olmak üzere İslamî metinlerin etkisinde kalmıştır. Eğer hadisleri de Kur'an’ın yorumu olarak kabul edersek –ki yorumudur da- Kur'an’ın Sühreverdi’nin zihniyetinin oluşumundaki etkisi bariz bir şekilde ortaya çıkar.

Sühreverdi eserlerinde okuyucuyu, her felsefî meseleyi dinî metinlerle karşılaştırdıktan sonra kabul etmeye, dinî metinlerle çelişmesi halinde onu bir tarafa bırakmaya yönlendirir.

Sühreverdi’nin felsefi kaynakları arasında İslâmî metinlerin yer almadığını savunanlar, onun Hikmet-i İşrak adlı kitabında kaleme alınan ve Kur'an'la çelişen Tenasuh konusunu delil olarak göstermişlerdir. Ama İşrakî hikmetin derinliklerine inildiğinde Sühreverdi’nin bu teoriyi savunmadığı ortaya çıkmaktadır. Yalnız konuyu anlatırken kullandığı üslup birçok insanı, hatta İslâm dünyasının iftiharı ve İslâm felsefesinde Hikmet-i Mutealiye ekolünün kurucusu Molla Sadra'yı bile Sühreverdi’nin tenasühü savunduğu yanılgısına düşürmüştür.

Sühreverdi, İşrak felsefesi terminolojisinin kilidi olan nur, zulümat, ziya, şark (maşrık) ve garp (mağrip) gibi terimleri Kur'an'dan ilham almış ve felsefesini bunun üzerine bina etmiştir.

Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de pek çok yerde "nur" kelimesini kullanmış; kendisini, melekleri ve bilgiyi "nur" olarak nitelemiştir. (Mesela bkz. Enam, 6/1; Maide, 5/15, 44; Bakara, 2/257; Zümer, 39/22, 69; Ahzab,33/43; İbrahim, 14/1; Nur, 24/40)

Örneğin "Ben yeryüzünün ve gökyüzünün Nuruyum" (Nur, 24/35) ayetinde geçen Nur kelimesi mutlak kullanıldığı için Nur'un kendisi de mutlaktır. Başka bir deyimle, mutlak olan Nur'dan sadece Nur sadır olur, dolayısıyla yaratılış fiili de Nur'dur.

Hadislerde de İşrak kelimesi çok kullanılmıştır. Örneğin Resulullah buyuruyor ki: "Allah evliyalarının kalplerine işrak verir." Yine, "Allah kendi işrakında tecellide bulunup Nur bağışlayandır", "Allah’ın yarattığı ilk şey Nurdur" hadis-i şerifleri de buna örnektir.

Yukarıda zikrettiğimiz bu üç hadise göre, Allah’ın fiili işraktan başka bir şey değildir. Bu Sühreverdi’nin felsefesinin temel esasıdır.

Sühreverdi’nin İşraki hikmetinin temelinde etkili olan bir diğer düşünce sistemi de Hermesî felsefedir. Doğulu ve batılı birçok mütefekkirin Hazreti İdris (as) olduğu konusunda hemfikir oldukları Hermes, Sühreverdi'ye göre İşrakî sünnetin babasıdır. Zira o, İşrakî sünneti, tarihi açıdan Hermes'e ulaştırır.

Hermesî felsefe İskenderiye'de yayılmaya başladıktan kısa bir zaman sonra civar şehirleri, özellikle Mezopotamya bölgesini etkisi altına aldı. Harranlı Sebailer Hermesî eserleri mukaddes metinler biliyor ve bunları semavî kitapları olarak tanıtıyorlardı.

Müslümanlar bu öğretinin etkisinde kaldıkları gibi Hıristiyan ve Manuiler de bu etkiden kendilerini kurtaramamışlardır. Manuiler -Müslümanlardan önce- özellikle bu felsefenin tabiat hakkındaki nazariyesini, Hıristiyanlar da irfanî boyutunu kabullenmişlerdir.

Hazreti İdris'in taraftarları olarak kabul edilen Sebailer, Hermes'in öğretilerini benimsemiş ve bu öğretileri başka bölgelere yaymışlardır.

Sühreverdi Hermes felsefesinin kendi felsefesi üzerindeki etkileri hakkında diyor ki: "İlahi, Senin için aşikâr kıldığım bu Nurlar ilmi ve buna bağlı diğer ilimlerin sırat-ı mustakimde gelişmesine yardımcı olan felsefe öncüsü Eflatun'dur. Tabii bu ilim ve İşrakî hikmetin tarihi geçmişi, felsefenin babası olan Hermes'e kavuşur..."

Sühreverdi'ye göre Hermes'le başlayan hikmet, sonraları İran ve Yunan olmak üzere iki kola ayrılmış, İran kolu; Kiyumers, Feridun, Keyhusrev, Ebu Yezid Bestami, Hallacı Mansur ve Ebu'l Hasan Harkani'yle devam etmiştir. Yunan kolu ise; Empedokles, Pisagor, Eflatun, Yeni Eflatuncular, Mısırlı Zinnun ve Ebu Sehl Tusteri'yle devam etmiştir.

Hermes'ten sonra iki farklı koldan varlıklarını devam ettiren bu felsefî düşünce, Sühreverdi’nin İşrakî hikmetinde bir daha birleşmiştir.

Sühreverdi Mutahirat kitabının son faslında Hermesî felsefenin bu iki kolunu incelemiş; bu iki kolun hikmetin cevheri hakkında aynı görüşü paylaştıklarını, sadece anlatım tarzlarının ve kullandıkları ibarelerin farklı olduğunu, konuları sembolik bir tarzda beyan ettikleri için de insanların bu iki kolun farklı felsefî düşüncelere sahip oldukları yanılgısına düştüğünü ama sözlerin bâtını incelendiğinde aynı şeyleri dile getirdiklerinin aşikâr bir şekilde görüneceğini belirtmiştir.

Hermesî felsefenin İran kolunun Sühreverdi’nin işrak felsefesi üzerindeki etkisine gelince: O, Hikmeti İşrak adlı kitabında en çok bu düşünce sisteminin etkisinde kaldığını ve bu sistemi ihya etmeye çalıştığını belirtmiştir. Kutbettin Şirazi, Hikmeti İşrak'ın Şerhi adlı kitabında diyor ki: "Sühreverdi, İranlıların bazı kitaplarını elde etti, bunların irfanî keşf ve şuhuda uygun olduğunu gördü ve bunları değerli bilip mükemmelleştirmeye çalıştı. İşrakîlerin nur ve zulümat hakkındaki kaideleri budur. Tabi o, bu kaideyi, kafir mecusilerin iki farklı mebdeyi benimsedikleri gibi benimsemedi..”

Sühreverdi, etkilendiği kaynaklar noktasında pek çok eleştirilere maruz kalmıştır.

Kitabü'l-İşrak'ın önsözünde, Mecusi dualizm ve Manici ilhadî düşünceden uzak olduğunu ısrarla belirtmiş ve onları şiddetle eleştirmiştir.

Şöyle demektedir:

"Nur ve zulmetten kasdımız kâfir Mecusiler ve mülhid Manicilere nispet edilen saneviyet değildir. Kasdımız başka bir şey için temsildir..."

Sühreverdi, defalarca böyle ithamlara maruz kaldığı için yazılarıyla kendini savunmuştur. O, kendisinin de işaret ettiği gibi mezhep olarak hakikati arayan ve aşka inanan bir şahıstır. Bütün felsefi disiplinleri Allah'a yakınlaşmak için bir vesile olarak görmüştür. Sühreverdi'ye göre ilahî dinlerin hepsinde tek hedef vardır, o da insanın ulaşabileceği en yüksek kemal noktasına ulaşması, yani halifetü'l-kübra olarak yaratıcıya yakınlaşmasıdır.

Sühreverdi Zerdüştlerin nur ve zulümatı birbirinden ayıran ve meleklerin varlık âlemindeki işleri düzene soktuklarını yani Rabbü'l-Nev (türlerin terbiye edicisi) olduklarını anlatan mukaddes kitapları Avesta'dan da etkilenmiştir.

Hermesî felsefenin Yunan kolu tercümelerle İslâm dünyasına girdiğinde ise, İslâm dünyasında var olan kelamî, irfanî ve tasavvufî düşünceleri -Müslümanlar istese de istemese de- kısmen etkilemiştir. Sühreverdi de bu kaideden ari değildir. Hatta Sühreverdi’nin başkalarına oranla bu felsefî sistemden daha çok etkilendiğini bile iddia edebiliriz. Zira Sühreverdi’nin Hikmeti İşrak adlı eserinde, Müslüman filozoflar tarafından Aristo'nun olduğu tahmin edilen daha sonra ünlü Yunan filozofu Platinos'un olduğu anlaşılan Kitabü't-Tasuat (Usoloji) adlı eserden, bazen olduğu gibi bazen de farklı ibarelerle alıntılar yapılmıştır.

Sühreverdi’nin Hikmeti İşrak adlı eseriyle Kitabü't-Tasuat karşılaştırıldığında, Sühreverdi'nin, Yeni Eflatunculardan şu konularda etkilendiği görülmektedir:

* Vacıbü'l-Vücud olan Allah’a Nur kelimesini itlak etmek.
* İnsan riyazetler sonunda beden ipini eline alabilirse, nurlar âlemini müşahede edebilir ama dünyevî meşakkatler insanın hakikatleri görme çabasına engel olur.
* Her şey akıllar âleminde bir "Rabbu'l-Nev'e" sahiptir.
* Kahiri Nurlar arasında hiçbir hicap yoktur, onlar birbirleri için zahirdir.
* Akıllar ve nefisler her ne kadar farklı ve mütekessir olsalar da aslında bir hakikate sahiptirler, farklılıkları sadece kemallerinin derecelerinden kaynaklanır.
* Her akıl, hem illetinden hem de malulünden haberdardır.
* Vacıbe'l-Vücud'dan sadır olan ilk şey birinci akıldır.

Sühreverdi’nin diğer bir kaynağı da Sabiilerdir. Birçok Müslüman mütekellim ve tarihçi, Sabiilerin dini açıdan Hazreti Yahya'ya inandıklarını ve Hırıstiyanlığı benimsemedikleri için bölgelerinden hicret etmek zorunda kaldıklarını zikretmişlerdir.

Harranlı Sabiiler Allah, nefs, ilk madde veya hiyola, zaman veya dehr ve feza olmak üzere beş kadimin varlığına inanıyorlardı. Bu beş kadimden ilk iki kadimin, yani Allah ve Nefsin canlı fail olduklarını, Feza ve Zamanın failiyetleri olmayan Kadim olduklarını, Hiyola ya da ilk maddenin de münfeil kadim olduğunu belirtmişlerdir.

Bununla birlikte Sabiiler yaratılışı feyz vermeye ve feyz almaya benzetmiş, her şeye âlim olan Allah’ın el-Vahid kaidesi gereğince birinci aklı hiçbir aracı olmadan kendi feyziyle yarattığını, diğer varlıkları da birinci aklın yarattığı diğer akıllarla yarattığını; ayrıca tinsellerin maddeden soyut tek bir "töz" olduklarını ve zulümat boyutlarına sahip olmadıkları için duyu organlarıyla algılanamayacaklarını belirtmişlerdir.

Müslüman filozofların ilgisine sebep olan bu konuyu Sühreverdi de ele almış, Sabiilerin belirttikleri beş kadimi, yaratılışın feyz alıp verilmesine benzetilmesini ve tinsellerin özelliklerini Hikmeti İşrak kitabında inceleyerek bunları onaylamıştır.

Sühreverdi’nin bir diğer kaynağı da kesinlikle İbni Sina'dır. O her ne kadar birçok meselede İbni Sina'yı eleştirmişse de aslında İbni Sina'ya tâbîdir. Zira en önemli eseri olan Hikmeti İşrak'ın konuları, İbni Sina'nın, Aristo'nun İlahiyatı hakkındaki tefsirine çok benzemektedir.

O, özellikle Meşşaî felsefesinin mantık ve metafizik bölümlerini eleştirmiş; aynı zamanda bu iki alanın temel konularında bu ekolün teorilerini benimsemiştir.


Sühreverdi’nin Eserleri

Genç yaşlarda dünyadan göçen Sühreverdi, arkasında, hakikat taliplerine yol gösterici elliye yakın eser bıraktı. Onun eserlerini ana hatlarıyla altı kategoride incelemek mümkündür.

1. Meşşaî felsefesi hakkında yazdığı öğretici ve teorik eserler

Telvihat, Mukavimat, Mutahirat ve El-Lumahat kitapları bu türden olup mantık, tabiat ve İlahiyat ilimlerinde Arapça yazılmışlardır. Bu dört kitap içinde Telvihat, diğerlerine oranla daha önemlidir. Mutahirat bir açıdan Telvihat'ın tefsiri ve şerhi, Mukavimat, Mutahirat'ın şerhi ve Lumahat kitabı da Telvihat'ın özeti hükmündedir. Şemsüddin Muhammed Şehrzuri esere el-Tenkihat fi'l Şerhi'l-Telvihat adında bir şerh yazmıştır. Telvihat'ın hicri 7. yüzyılda İbni Kemune Sad b. Mensur tarafından yazılmış başka bir şerhi de vardır.

2. Sadece İşrakî felsefeyi ele aldığı eserler

Sühreverdi’nin İşrak felsefesi hakkında yazdığı iki kitaptan biri olan Hikmetü'l-İşrak onun en önemli eseridir. Sühreverdi bütün felsefi görüşlerini bu kitabında toplamış ve kitabı yazarken konularını önce İşrakî keşf ve şuhudla algıladığını, daha sonra kaleme aldığını belirtmiştir. Eser iki bölümden meydana gelir. Birinci bölüm mantık ilmi hakkında olup üç risaleden oluşur. İkinci bölüm ise İşrak felsefesi hakkında olup beş makaleden oluşur. Bu esere Molla Sadra, Kutbettin Şirazi, Şemsuddin Muhammed Şehrzuri ve Muhammed Şerif Nizamuddin Ahmet Herevi şerh yazmışlardır.

Sühreverdi’nin İşrak felsefesi esasınca yazdığı diğer eseri de Heyakulu'n-Nur'dur. Sühreverdi eseri önce Arapça yazmış, daha sonra kendisi Farsça'ya çevirmiştir. Molla Celaleddin Devani ve Gıyaseddin Mensur Deşki bu kitaba şerh yazmışlardır.

3. Arapça ve Farsça Yazdığı Küçük Risaleler

Elvahu'l-İmadiye, Pertuname, Fi İtikadi'l-Hukema, Yezdan Şınaht ve Bustanu'l-Kulub gibi eserler, bu türden öğretici küçük risalelerdir. Hikmet, ilahi marifet, nübüvvet gibi konularda yazılmışlardır. Sühreverdi, felsefe teorilerine yer verdiği bu risalelerde görüşlerini sade bir dille özetleme yoluna gitmiştir.

4. Sembolik Hikâyeler

Akl-ı Sorh, Avaz-ı Per-i Cebrail, El-Gurbetü'l-Garbiye, Lüğat-i Muran, Risale Fi Haleti’l-Tifuliye, Ruz-i Ba Cemaat-i Sufiyan, Risale fi’l-hakikati Aşk (kaynaklarda Munisü'l-Uşşak olarak da geçer) ve Sefir-i Simorg bu türden eserler olup El-Gurbetü'l-Garbiye dışındaki bütün hikâyeler Farsça yazılmıştır.

5. Tercüme, şerh ve tefsirler

Sühreverdi Kur'an'ın bazı ayetlerini tefsir etmiş, bazı hadis-i şeriflere de şerh yazmıştır. İbni Sina'nın İşarat kitabına Şerhü'l-İşarat adıyla şerh yazmış, yine İbni Sina'ya ait olan Risaletu’t-Tayr'ı Farsça'ya tercüme etmiştir.

6. Dua ve Münacâtnameler

Sühreverdi’nin öğrencisi Şehrzuri bu eserleri El-Varidat ve’l-Takdisat olarak adlandırmıştır. Bazı bölümleri dağınık bir şekilde yayınlanan bu eser, bütün olarak bugüne kadar basılmamıştır. El-Varidatü'l-İlahiyye bi Tahayyürati'l-Kevakib ve Tesbihatiha, Ed'iyye-i Müteferrika, et-Tesbihat ve Davetü'l-Kevakib dua ve münacâtlarının yer aldığı eserlerdir.

Aşağıdaki eserler de Sühreverdi'ye aittir:
1. El-Mebde ve'l-Mead (felsefî ilimler ve felsefî terminolojiden bahseder); Kitabu fi'l-Menafiyat (diğer adı el-Menamat'tır); Kelimetü’t-Tasavvuf (İslam Ansiklopedisi'nin yazarı Printer, bu eseri Makamatu’s-Sufiye olarak zikretmiştir); Es-Siracu’l-Vehhac (Şehrzuri, Sühreverdi’nin kitapları fihristinde zikretmiş ama eserin Sühreverdi’ye ait olmama ihtimalinden de bahsetmiştir); Keşfu’l-Gıta Li İhvanu’s-Safa (diğer kataloglarda Sühreverdi kitaplığında yer alan bu kitaptan Şehrzuri bahsetmemiştir); El-Kelimatu’z-Zevkiyye ve Nukatu’l-Şevkiyye (bu eser Risaletu’l-Ebrac olarak da bilinmektedir. Printer'in fihristinde yer alan eser, Şehrzuri tarafından zikredilmemiştir); El Tealikat, Kitabu fi'l-Hikmet, İ’tikadu’l-Hukema, Kitabun Fi’s-Simya, Mukatibat ile’l-Müluk ve’l-Meşayih; Et-Tenkihat fi’l-Usûl, El-Barikatu’l-İlahiyye (diğer ismi El Mubarikatu'l-İlahiyye'dir); En-Nugematu’s-Semaviye; Levamiu’l-Envar; Er-Rakamu’l-Kudsi, Kitabu’s-Sabr; Davetu’ş-Şemsiyye, Er-Remzu’l-Mumi (eserden sadece Şehrzuri bahsetmiştir); Tesbihatu’l-Ukul ve’n-Nufûs ve’l-Anasır; Risaletü’l-Mirac (sadece Şehrzuri zikretmiştir); Tevariku’l-Envar (yalnızca Şehrzuri bahsetmiştir); Risale et-Tefsir Ayat Min Kitabi'llah ve Habere An Resuli’llah

Sühreverdi’nin, bu eserlerinin yanında, felsefî, ahlakî ve tasavvufî konularda Arapça ve Farsça yazdığı çok sayıda şiiri vardır, ama maalesef bunların az bir kısmı elimize ulaşmıştır. Yakut Hemevî, Mucemü'l-Udeba adlı kitabında Sühreverdi’yi meşhur bir şair olarak nitelemektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

1. Se Hekime Muselman, Seyyid Hüseyin Nasr
2. Nuzihet el-Ervah ve Revzet el-Efrah, Muhammed bin Mahmud Şehrzuri
3. Mecmua Musnefate Şeyh İşrak (4 cild), Şeyh Şehabeddin Sühreverdi
4. Tarih Felsefe İslâm, Henry Corben
5. Revabıte Hikmeti İşrak ve Felsefe İrane Bastan, Henry Corben
6. Tercüme ve Şerh-i Hikmeti İşrak, Seyyid Cafer Seccadi
7. Istılahat ve Tabirat-ı İrfanî, Seyyid Cafer Seccadi
8. Ser Çeşmehaye Hikmeti İşrak, Semed Muvahhid
9. Remz ve Dastanhaye Remzi Der Edebe Farsi, Taki Purnamdariyan
10. Şerh-i Hikmeti İşrak, Muhammed Şehrzuri
11. Şuae Endişehaye Sühreverdi, İbrahim Dinani
12. El Şevahidu'l-Rububiye, Molla Sadra
13. Mefatihu'l-Gayb, Molla Sadra
14. El İşarat ve't-Tenbihat, İbni Sina
15. Dairetu'l-Maarif, Prınter
16. Usoloji, Plotin
17. Şerh-i Hikmeti İşrak, Kutbettin Şirazi
18. Gevheri Murad, Molla Abdulrezzak Lahıcı
19. Nihayetü'l-Hikmet, Allame Tabatabai

Grubuna Katıl
Takip Et
© 2010 SUFİ KİTAP
tasarım primeart