Prof. İlhan Kutluer’den Kılıç’ı dunyabizim için anlatmasını rica ettik, bizi kırmadı...
İlhan Kutluer Mahmut Erol Kılıç'ı anlatıyor:
Yeni Nesil Entelektüel!
Mahmut Erol Kılıç yeni nesil entelektüellerden… Daha doğrusu Türkiye'deki klasik entelektüel geleneğin çağdaş bir mensubu…
Ben kendisini doktoramı hazırladığım yıllardan beri tanıyorum. İlgi alanlarımız nispeten ortak olduğu için birbirimizle çok alış verişimiz, birbirimize çok desteğimiz olmuştur. Ben klasik geleneğin felsefe, kelam ve tasavvuf şeklinde üç saç ayağı üzerinde oturduğunu savunur ve İslam düşüncesinin bütünlüğü adına hepsine eşit mesafeden bakarken, Mahmut Erol Kılıç benim saç ayaklarımı bir hiyerarşik düzene oturtmuş ve en alta kelamı, ortaya felsefeyi ve en üste tasavvufu yerleştirmiştir. O böyle bir hiyerarşi öngörürken ben her birine işlevsel bakarım. Bu onun manevi tecrübeyi aklî teorilerden daha önemli ve üstün görmesiyle ilgili olan temel yaklaşımı nedeniyle böyledir. Kısacası onun temel metafizik ve ahlak perspektifi tasavvuftandır, tasavvufa doğrudur, tasavvuftur. Başından beri böyleydi, bildiğim kadarıyla hala da öyledir.
Kendimizi farklı perspektiflere göre konumlandırmış olmamız görüşlerimizde bazen farklılık oluştursa da ortak kesişme noktalarımız daima var olageldi. Hala da paylaşacak çok şeyimiz vardır. Akademik hayatında da iyi bir performans sergiledi. Doktora tezi bir türlü basılamadı ama fotokopi nüshalarının çoğaltılarak piyasada satıldığını biliyorum. İbnü'l-Arabî'de varlık mertebeleri konusunu çalışmış idi. Gerçekten Şeyh-i Ekber'de anlaşılması en zor konudur bu ve fakat bir kez anlaşıldığı zaman da Şeyh-i Ekber'i anlamanın en kolay yolunu açar insana. Mahmut Erol'un çok yönlü birikimi, lisan bilgisi (İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça… Bu arada başka bir lisan öğreniyor da olabilir) ve çeşitli dillerdeki bibliyografyaya ulaşmadaki inanılmaz becerisi böyle doktriner tasavvuf meselelerinin üstesinden gelmesini elbette sağlayacaktı ve sağladı. Onun bu yöndeki çalışmalarının önemi Türkiye'deki tasavvuf araştırmalarının, bazı önemli istisnalar dışında, genellikle zühd ahlakı, tarikatlar tarihi, merasimler ve menkabeler üzerinde yoğunlaşmış olmasıdır. Sûfî ve Şiir adlı çalışması da Osmanlı Klasik Şiirinin tasavvufî boyutlarını ortaya koyması, bu şiire tasavvuf poetikası perspektifinden bakmanın sağlayacağı hermeneutik imkânları açığa çıkarması bakımından önemlidir.
Bilmediğim kitap var mı deyip...
Bir ara Türk-İslam Sanatları Müzesi'nin başkanlığını yaptı. Geçtiğimiz yıl da merkezi Tahran'da olan İslam Ülkeleri Parlamenterler Birliği Genel Sekreterliği'ne seçildi. Çok önemli bir görev ve uluslar arası temsilcilerin seçimiyle gelinen bir makam. Onun günceli perçeminden yakalama, bırakmama ve gereğini yapma konusundaki yeteneğini bu alanda da kanıtlayacağından eminim. Fakat o hala Fakültemizin güzide ve gayretli tasavvuf profesörü. Oradaki vazifesini bitirince geriye tam günlü çalışmak üzere döner mi bilmem. Ancak emin olduğum bir şey var; Mahmut Erol Bey, bir yandan Tahran'daki yeni vazifesini ifa ederken bir yandan da Tahran kütüphanelerini keşfe çıkmanın fırsatını kolluyordur, bilmediği görmediği kitap var mı diye…