Bir İmkan Olarak Tasavvuf
2011-03-07
Zaman Gazetesi
Tasavvuf hareketleri ile Anadolu topraklarının tarihsel, kültürel ilişkisi önümüze bugünü, hatta bir kavramsallastırma olarak "Anadolu Ruhu" dediğimiz "maya"yi çözümleyebilecek külliyat açıyor. Farklı inanç alanlan ve etnik aidiyetlerin bir arada yüzyıllardır yaşayabilme becerisinin ana omurgasını oluşturan bilgi'nin tasavvuf olduğunu, tasavvuf öğretisinin ancak bu tarihsel tecrübeyi inşa edebileceğini görmemiz gerekli. Mahmud Erol Kılıc'la değişik basın organlarında tasavvuf, ezoterik yapılanmalar ve bu bilgi/bilme alanı ile ilgili kavramlar üzerine yapılan söyleşilerden oluşan Anadolu'nun Ruhu adlı kitapta genel olarak tasavvuf teori ve pratiğine yönelik önemli açıklamalar bulmakla beraber, özellikle üzerine bastığımız bu toprakların kardeşlik mayasını oluşturan ruhun hangi kanallardan beslendiğini de öğreniyoruz. Çünkü Endülüs'ten kalkıp Kahire'ye gelen İbn Arabi'nin din dışı olmakla suçlanıp öldürülmek istenmesi karşısında, aynı büyük şahsiyetin Konya önlerine varınca Sultan tarafından şehrin v girişinde selamlanması gerçeği var ortada.
BİR İMKÂNLAR BİRİKİMİ: TASAVVUF Sadece İbn Arabi değil, Bosna'dan Horasan'a kadar birbirinden kilometrelerce uzaklıktaki memleketlerden kopup gelen erenlerin, velilerin, dervişlerin adeta merkez gibi algıladıklan Anadolu topraklarını bir ilgi ve kabul coğrafyası haline getiren ruhun nereden yapılandığını kavramak, önemli oranda ezoterik hareketlerin buralardaki geçmişini bilmekle de bağlantılı. Söyleşilerden öğrendiğimize göre Anadolu'nun İslamlaşmasından evvelki dönemlerinde de buralardaki başkaca inanç alanlarının ezoterizm üzerinden geliştirdiği bir evren ve insan anlayışı mevcut Mahmud Erol Kılıç, kitabın muhtelif yerlerinde tasavvufun günümüz dünyası için bir imkânlar birikimi olduğunu özellikle yineliyor. Ban medeniyetinin ideoloji biçiminde yapılandırdığı ve kendisi dışındaki topraklara tahakküm edici bir zihniyetle dayattığı bilgiyi, salt materyalist sınırlar içerisine hapseden yeni yaşam algısının bugün artık insanı ontolojisinden kopartıp nesneleştirdiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Nietzsche'nin dediği gibi, aydınlanman akıl modernizme doğru savrulurken yeryüzünde "Tann'yı öldürdü". Kılıç, bir söyleşisinde modernizm ideolojisinin arj keolojik kazısını yaparken bu mesele ile de ilgili önemli bir okuma açıyor önümüze. O da: Ezoterizmin asıl mekânının Mısır ve Babil'deki bilgelik okullan olduğu, buradaki batini" tasavvurun gördüğümüz nesneler dünyasının asıl, öz olmaktan öte ¦*¦ bir görüntüler, semboller dizgesi biçiminde algılanması gerektiği, bu okumanın usta-çırak ilişkisi içerisinde şekillendiği ve en önemlisi, öğretim sistematiğinin yazıya geçirilmekten kaçınıldığıdır.
Yazıya geçirilme meselesinin çok önemli bir paradigmayı işaret ettiğini vurguluyor Kılıç. Çünkü yazıya geçirmek, kayıt altına almak, sınırlamak demektir ve hakikat/öz kayıtlı olmayanda, sınırlandınlmayandadır. Dolayısıyla ezoterizmle iç içe geçen felsefe, kaynağı olan Doğu'dan Batı'ya/Yunan'a taşınıp yazıya geçirilerek bozuldu, algılama biçimi belirli bir alana sıkıştırıldı. Yani evreni bir bütün şeklinde tanımlayan Mısır, Babil felsefesi parçalandı, yaşantı şeklinde yapılanan diğer yansı bozuldu ve inisiyatik, ezoterik tarafı kalmayan bir kopmayla yeni bir felsefi doktrin ortaya çıktı. Oysa otantik ezoterizm dıştaki görüntünün var olmadığım, asıl kaynağın içte yer aldığını, dıştaki sırlan ancak içi bilmekle çözebileceğimizi söyler. Yazı da dış'a ait bir semboldür ve salt yazı/metin üzerinden inşa edilen insan/evren okuma biçimi arak sırurlancıırılmıştır. İç'e nüfuz etmeyi manipüle etmiştir bir anlamda.
Bugün özellikle Bati'da ezoterik hareketlere yönelik ilginin artması, aynı zamanda bir ideoloji olarak modernizmin vaat ettiği bütün uzantıların insanoğluna trajedi ve mutsuzluk getirmesinin bir sonucudur. Batı için, yazıya geçirilerek bozulan otantik felsefenin temsil ettiği okuma biçimine geri dönmeye çabalıyor da denilebilir. Medeniyeti salt maddi unsurlan ile açıklayan, metafizik olanla/gelenekle arasına bir duvar örerek, insanı yeryüzüne tann yapmaya çalışan hümanizm ve aydınlanma düşüncesinin insana bıraktığı şizofreni, aynı zihniyetten beslenen modem psikolojiyle ve başkaca bilimsel odalarla iyileştirilecek bir şey değil artık. Dolayısıyla tasavvuf üzerinden gelişen müthiş bir islam algısı söz konusu bugün Bati'da.
ANADOLU'NUN MAYASI Kılıç, Barı medeniyetinin içinde bulunduğu bu durumun, büyük insanlık âleminin kurtuluşu için tasavvufla yeniden inşa edilebileceğini belirtiyor ve bunu önemli bir imkân olarak öneriyor. Kuşkusuz Anadolu'nun ruhunu terkip eden maya bizler tarafından da yeniden keşfedildikçe, birçok çatışma alanının, değişen paradigma ile beraber geleneksel havzasına oturacağını da söyleyebiliriz. Bu bağlamda Malatya'da 10 yıl yaşayan İbn Arabi için demekler kuran günümüz Batılı çevreleri karşısında, bizlerin de tasavvuf ile irtibatının yeniden kurulması gerekiyor. Mahmud Erol Kılıç'ın Ercan Alkan tarafından bir araya toplanan ve bahsettiğimiz meseleler başta olmak üzere, birçok derinlikli tartışma alanına ilişkin cevaplann yer aldığı Anadolu'nun Ruhu isimli kitap, aynı zamanda kendimizi keşfetmenin de kapılarını aralıyor.
Bu haber 7 Mart 2011 tarihinde Selçuk Köpcük Tarafından Zaman Gazetesinde yayınlanmıştır.